SS501 Triple S Turkey

Ss501 hakkında her şey
 
KapıAnasayfaTakvimKullanıcı GruplarıKayıt OlGiriş yap

Paylaş | 
 

 Koreli Yârim

Önceki başlık Sonraki başlık Aşağa gitmek 
Sayfaya git : 1, 2, 3  Sonraki
YazarMesaj
Park Hyo-rin



Mesaj Sayısı : 75
Points : 2442
Reputation : 25
Kayıt tarihi : 06/07/10
Yaş : 20
Nerden : Boş ver şimdi nerede olduğumu! Nereye gideceğime bakalım.

MesajKonu: Koreli Yârim   C.tesi Eyl. 11 2010, 13:02

13 yaşından beri hayalini kurduğum modellik mesleği hâlâ aklımda... İstedikleri ve hayalleri için ne pahasına olursa olsun daima çabalayan bir kişiliğe sahibim. Engeller canımı sıkıyor. Saklı engeller ya da bana bariz şekilde taştan duvar olmaya çalışan engellerim var. Belki de bana engel olmak için çırpınan insanlarım...
1999'dan bu yana kaç yıl geçmişti...? Tam 18 yıl. Dile kolay. 3 yaşında kaybettim babamı. Doğum günümde...17 Ağustos Marmara Depremi. Benim doğum günüm; babamın ölüm günü. Hayatımın dönüm noktasıydı. O gün doğum günümü kutlarken birden elektrikler kesildi. Her yer sallanıyordu. Annem benim elimden tutmuş, 1 yaşındaki kardeşimi de kucağına almış...delicesine bağırıyordu. Babama sesleniyordu. Babamın tansiyonu vardı ve ilacını almak için odasına gitmişti. Annem, babamdan cevap alamayınca yatak odasına doğru koştu, babamın yanına. Babam yerde öylece yatıyordu. Yanında da düşmüş bir raf ve kırılmış bir vazo vardı. Babamın başı kanıyordu. Annem bir çığlık attı ve ben de babamın başındaki kanı görünce ağlamaya başladım. Annem telaşlı biçimde " Üzgünüm, beni affet. Çocuklarımızı kurtarmak için..." diye sayıklayarak kapıya doğru koşuyordu. Sonra apartmanın dışına çıktık. Herkes sokağa toplanmıştı. Apartman gözümüzün önünde - babam da içinde olmak üzere- paramparça olup yıkıldı. O zamanlar çok küçük olduğum için pek bir şey anlayamamıştım ama etraftaki feryatlar ve babamın yanımızda olmayışı benim için büyük bir acıydı. Sonra ekipler geldi. Üstünde mavi-kırmızı ışıkların yanıp söndüğü arabalar... Bazı yaralıları enkazın altından çıkarmayı başardılar. Ama babam yoktu. 2 gün sonra babamı buldular, ölü halde. Sonrası malum...Karşınızda babasız bir kız duruyor. Babamın öldüğü gün; annem beni dizlerine yatırıp şöyle demişti " Baban göklere uçtu." Umrumdamıydı sanki. O çocuk aklımla bile beni kandıramamıştı. İşte... o gün bu gündür doğum günlerimden hep nefret ederim. Doğum günüm aslında benim ölüm günüm. Her doğum günümde o pastayı üflemeden önce tuttuğum dilekler, gözlerimden, herkes tarafından anlaşılırdı "Babamı istiyorum". Ve sonra pastayı üflerken o gün aklıma gelir ve nefesim yerine, gözyaşlarım pastanın üstündeki mumları söndürürdü. Zaten nefesim, o acıyla, zar zor çıkardı... Artık değiştim.Yıllar benim gözyaşlarımı kurutmaya çalışıyordu. ama asla babamın yokluğundaki acı günleri unutturmayacaktı. Babamdan kalan birkaç fotoğraftan başka neyim vardı ki...


(Günümüz)
"İyi ki doğdun, tatlım." dedi, annem.
"Anne! Teşekkür ederim, çok naziksin. Ama inan buna ihtiyacım yok!" dedim. Sanırım biraz sert çıkışmıştım ama 21 yaşındaki kızını az buçuk tanıyorsa bunu yapmamalıydı.
"Tamam, pekala. Kutlama ve pasta yok. Ama bunu kabul edeceksin." dedi ve elindeki bilekliği bileğime takarken " Babandan. Küçükken sana almıştı. Ama yaşına uygun değildi ve bileğin çok inceydi. Şimdi bunu takman için tam zamanı." dedi ve tebessümle yanağıma yumuşak bir öpücük kondurdu. Ben ise ağlamaya başladım. Şimdilerde bunu sıkça yapıyordum.
"Güçlü ol, Gamze. O günden sonra her doğum gününde ağlıyorsun. Ağlamanı istemiyorum, beni üzüyorsun." dedi. Ağlamamak ne kadar da kolaydı(!)
"Ah, evet. Tabii ki de ağlayacağı. Beni bırak, anne. Lütfen..." Bunu demek istemezdim, yani tam olarak bunu demeyecektim. Kimin umrundaydı. Düşüncelerimin özeti buydu ve şimdi... güle güle anne!
"Hayır, ağlamayacaksın. Ne dediğimi hatırla! Senelerdir sana bunu anlatıyorum." Senelerdir, her ağladığımda annemin ne dediğini nasıl unutabilirdim.
"Hatırlıyorum, anne. Hiç unutmadım ki. Ne diyordun; ' insanlar güçsüz oldukları zaman ağlarlar.' Anne...! Şu anda çok mu güçlü görünüyorum! Senin gibi değilim. Güçlü değilim!" Sesim boğazıma takılmış düğümden zor kurtularak çıkmayı becermişti çok şükür.
"Güçlü olacaksın, hepimiz için. Benim güçlü olduğumu düşünüyorsun, öyle değil mi?! Her gece uyumadan önce sarıldığın, yanında kendini güvende hissettiğin kişinin olmaması, insanı ne kadar güçlü kılar ki! Sen sadece beni güçlü görüyorsun. Çünkü ben öyle istiyorum, beni güçlü görmeni...Kendini mutlu hissetmen için. 18 yıl geçti. Sen, ben ve kardeşin hayatta. Hâlâ yaşıyoruz. Kardeşin için ne kadar zor sen biliyor musun?! Bu acıyı hepimiz paylaştık. Babasının nasıl biri olduğunu - fotoğraflar dışında- bilmiyor bile. Şimdi lütfen ağlamayı kes ve gül. Lütfen." Şu son 'lütfen' kelimesini söylerken gözlerimin içine bakmıştı. Kabul ediyorum, ağzımın payını vermişti. Ah, benim otoriter annem. Onu haklı buluyorum aslında. Benden cevap bekliyor gibi bakıyordu. Bense gözlerimi kaçırdım ve bileğimdeki bilekliğe baktım. Ne kadar da güzeldi. Kahverengi ipin üzerinde renk renk taşlar vardı. Bazı taşların üzerine siyah helezon desenleri işlenmişti. Annem, cevap vermeyeceğimi anlayınca odadan çıktı. Doğrusunu söylemek gerekirse; üniversiteye başladığımdan beri asileşmiştim. Anneme ve kardeşime sert çıkışlarım bir hayli çoktu. Güçlü görünme davasına gelince... O tamamen benim dışımda bir olaydı. Kardeşim, sürekli, beni örnek aldığını çünkü güçlü göründüğümü ve onun için harika bir abla olduğumu söylerdi. Ama ben; bırakın ablalık harika bir abla olmayı, iyi beyne bile sahip değilim çünkü ailemle iletişim konusunda kesinlikle vasatım. Off... Sanırım bugün çok zor geçecek. Ne de olsa bugün benim doğum günüm...öyle değil mi! İnsanlara gülmek, içimden ağlamak kadar zor olacak ama, deneyeceğim.
Sayfa başına dön Aşağa gitmek
Park Hyo-rin



Mesaj Sayısı : 75
Points : 2442
Reputation : 25
Kayıt tarihi : 06/07/10
Yaş : 20
Nerden : Boş ver şimdi nerede olduğumu! Nereye gideceğime bakalım.

MesajKonu: Geri: Koreli Yârim   C.tesi Eyl. 11 2010, 13:04

İşte benim hikayemin başlangıcı heyy Bakalım neler çıkacak.
Sayfa başına dön Aşağa gitmek
my_angel



Mesaj Sayısı : 913
Points : 3442
Reputation : 126
Kayıt tarihi : 05/07/10
Yaş : 25
Nerden : SS501 in nefes aldığı heryerden...:))

MesajKonu: Geri: Koreli Yârim   C.tesi Eyl. 11 2010, 13:31

Gamzecim gerçekten beğenerek okudum, anlatımın tahminimden daha iyi...Güzel bir şeyler çıkacağına eminim b1
Sayfa başına dön Aşağa gitmek
Ophelia



Mesaj Sayısı : 798
Points : 3378
Reputation : 145
Kayıt tarihi : 23/04/10
Yaş : 27
Nerden : KUYUDAN =)

MesajKonu: Geri: Koreli Yârim   C.tesi Eyl. 11 2010, 14:18

Çok güzel bi başlangıçtı canım giriş çok duygusaldı Bakalım devamında bizi neler bekliyo en kısa zamanda yeni bölümü istiyoruz

_________________

You are the strength that keeps me walking.
You are the hope that keeps me trusting.
You are the light to my soul.
You are my purpose, you're everything...
Sayfa başına dön Aşağa gitmek
selinn



Mesaj Sayısı : 290
Points : 2637
Reputation : 25
Kayıt tarihi : 31/08/10
Yaş : 24
Nerden : RÜYALARDAN...

MesajKonu: Geri: Koreli Yârim   C.tesi Eyl. 11 2010, 18:17

Gamzecim güzel bi başlangıç olmuş...zevkle okudum devam et...:)

_________________


BiRiNe VeRDiĞiN DeĞeR uĞRuNa FeDa eDeBiLeCeKLeRiNLe öLÇüLüYoRSa eTRaFıNa BaK GöRDüĞüN HeRŞeYi FeDa eDeBiLiRiM aMa SaKıN aYNaYa BaKMa...
Sayfa başına dön Aşağa gitmek
Park Hyo-rin



Mesaj Sayısı : 75
Points : 2442
Reputation : 25
Kayıt tarihi : 06/07/10
Yaş : 20
Nerden : Boş ver şimdi nerede olduğumu! Nereye gideceğime bakalım.

MesajKonu: Geri: Koreli Yârim   C.tesi Eyl. 11 2010, 21:20

Teşekkür ederim, unnilerim. Hikayenin devamında bir şekilde Kore'ye gitme işini ayarlayacağım ve ondan sonrası inşallah kolay olacak.
Sayfa başına dön Aşağa gitmek
ayşe



Mesaj Sayısı : 28
Points : 2305
Reputation : 0
Kayıt tarihi : 12/09/10
Yaş : 23
Nerden : türkey adana

MesajKonu: Geri: Koreli Yârim   Paz Eyl. 12 2010, 11:27

yaz yaz devamını beklyirum meraklandım iice lüüütfeeeennnn yükle olurmu yakın zamanda[/quote]
Sayfa başına dön Aşağa gitmek
hyun joong^^flower



Mesaj Sayısı : 576
Points : 3101
Reputation : 30
Kayıt tarihi : 01/04/10
Yaş : 29
Nerden : İSTANBUL

MesajKonu: Geri: Koreli Yârim   Ptsi Eyl. 13 2010, 17:11

Girişgerçekten çok güzeldi devamını istiyoruz..anlatımın gerçekten güzel
Sayfa başına dön Aşağa gitmek
Park Hyo-rin



Mesaj Sayısı : 75
Points : 2442
Reputation : 25
Kayıt tarihi : 06/07/10
Yaş : 20
Nerden : Boş ver şimdi nerede olduğumu! Nereye gideceğime bakalım.

MesajKonu: Geri: Koreli Yârim   Ptsi Eyl. 13 2010, 20:19

* * *
2.Bölüm
Gözyaşlarımı sildim, derin bir nefes aldım. Aynaya bakıp kendimden emin olduğuma karar verince odadan çıktım. Kız kardeşim ve annem mutfaktaydı. Bir şeyler konuşuyorlardı. Ne yaptıklarına bakmak için mutfağa girdiğimde birden sustular ve annem ani bir hareketle tezgaha arkasını döndü. Sanki bir şeyle saklıyordu. Bu hareketi, içimde bir şüphe uyandırdı. Annem benden ne saklayabilirdi ki? Hızla annemin yanına yürüdüm. Arkasındaki tezgaha baktığımda gerçekten küplere binmiştim. Anneme sakin görünen ama bir o kadar da delici bir bakış attım.
"Kulama ve pasta olmayacağını söylemiştin?!" dedim. Bu hassas durumu nasıl da görmezden gelebilirdi!
"Şey...ben..." Lafı ağzında geveliyordu. "Kutlama yok zaten. Bu pasta da..." Annemin konuşacağı yoktu. Pastaya kızgın bir şekilde göz attım zehrimi kusmaya başladım.
"Ne kadar güzel bir pasta(!) Ama eksik kalmış, mumları koymayı unutmuşsun. Kaç mum koyacaktın ha?! 18 mi? Hani...Konfetiler nerede?! Balonlar, konuklar...Nerede ha nerede?! Babamın ölümünü kutlamıyor muyuz?!" Bağırarak konuşuyordum. Dehşete düşmüş gibi... annem bana sinirli ama bir o kadar da acıyarak baktı. Ve sonra hiç beklemediğim bir şey yaptı. Bir tokat... Bunu yaparken gözleri dolmuştu.
"Bunu bana nasıl söyleyebildin?!" Sesi çok derinden geliyor gibi sessiz ve ağlamaklıydı. Gözlerinin içine baktım. Tokadın yeri acımıyordu. Ne tuhaf! Sadece kalbim acıyor. Hak etmiştim.Ben haddimi aşmış, annem de cevabımı vermişti. Ama bunu yapması gerekmiyordu. İçim acıyor... Sinirli ve üzgünüm. Gözlerimi çevirdim.
"Teşekkür ederim, anne. Her şey için..." dedikten sonra hızla odama yürüdüm. Belki de koştum demek daha doğru olurdu. Odaya girdikten sonra büyük kol çantamın içine bir kaç giyecek ve biraz para koyduktan sonra odadan çıktım. Kız kardeşim birden karşıma dikiliverdi.
"Nereye gidiyorsun?" Sesine hüzün karışmıştı.
"Bilmiyorum." Gerçekten de nereye gideceğimi bilmiyordum, belki 1-2 gün eve gelmezdim. Akrabalarımızın hiçbiri Türkiye'de değildi. Birkaç tanıdık vardı ama onlar da babamın ölümünden sonra hiç uğramamışlardı. Yani gidecek yerim yoktu.
"Gitme, abla. Lütfen!" dedi. Ne kadar da kolaydı gitmemek. Bir kere çantayı elime almış kapının yolunu tutmuşken nasıl da kararımdan cayardım. Hemen evden çıkmalıydım. Küçük bir tebessümle ona baktım.
"Merak etme. Uzun sürmeyecek." dedim ve tam kapıdan çıkarken annem arkamda belirdi. Son bir kez arkama baktım. Üzgün görünüyordu. Belki de bana 'gitme' diyecekti. Birkaç saniye bekledim. Hiçbir şey diyeceği yok gibiydi. Sonra kapıdan usulca çıktım. İçimde fırtınalar kopuyordu. Kalp kırıklığının da verdiği bir eziklikle yürüyordum. Küçüklüğümü hatırlıyorum da... Annemle birlikte haberlerdeki evi terk eden kızların başına gelen kötü olayları izlediğimizde annem hep bana 'Sakın sen de büyüdüğünde böyle bir şey yapma!' diye tembihlerdi, her anne gibi. İşte... evi terk etmiştim. Ve belki de bu hayatımın ikinci dönüm noktası olacaktı. Nelerle karşılaşacağımdan haberim yoktu. Sessizce gidiyordum. Kafamı dağıtmalı ve düşüncelerden arınmalıydım. Çantamdan
kulaklığı çıkardım ve müzik dinlemeye başladım. Radyoda slow bir müzik vardı. İnsanın içine işleyen bir şarkı... Nakaratta -anladığım kadarıyla-"Niga neomu pogosip'eun nalen" denilen çok hoş bir şarkıydı. Söyleyenin de yumuşak -insanın kalbine dokunan- bir sesi vardı. Şarkının sözlerinden hiçbir şey anlamıyordum ama hangi dil olduğunu az çok kavramaya çalışmıştım. Korece... Sonra Dj'in o heyecanlı sesiyle bütün hüzün ortamı yıkıldı "Evet, sayın dinleyiciler; ss501'den bir solo şarkı olan 'Because Im Stupid'i dinlediniz. Kimin şarkısı olduğu umrumda mıydı? Bana ilaç gibi gelmişti ve ağlamak istiyordum. Ölesiye ağlamak... Kalbim çok acıyordu. Tıpkı delinmiş gibi. Belki de acıdan kurtulmak için kendimi uçurumdan atar veya bir kutu dolusu ilaç içtikten sonra da cesedimi çöp konteynırında bulurlardı. Saçmalamaya başladığımın farkındaydım. Keşke şu şarkı bir daha çıksaydı da ben de biraz kafamı dağıtsaydım. Aynı şarkıyı bulma umuduyla kanalları gezerken birden karşıma biri dikildi ve korkudan sıçradım.
"Ah, afedersin. Seni korkutmak istememiştim. Nereye gidiyorsun?" dedi. Kim olduğuna bakmak için kafamı kaldırdığımda içimden ' Tam da sırasıydı'dedim. Karşımda Berker duruyordu. Şu anda hiç sırası değildi -şu salak ergen kızlar gibi- mavi gözlerine tutulup kalmıştım. Çok hoştu. Aşık değildim ama böylesine aşık olmak pek aptal kaçardı. Benim öylece kaldığımı görünce şaşırdı.
"İyi misin?! Pek iyi görünmüyorsun." dedi. Bu nasıl bir soruydu böyle?! İçimden 'Ah, gerçekten de kötü mü görünüyorum. Hiç farkında değilim(!)' demek geliyordu ama onu asla tersleyemezdim.
"İyiyim. Gerçekten..." dedim. Verdiğim cevaptan hiç tatmin olmamışa benziyordu.
"Çok dalgın yürüyordun. Nereye gidiyorsun?" diye sorusunu tekrarladı.
"Aslında nereye gittiğimi bilmiyorum. Öylesine dolaşıyorum, kafa dağıtmak için..." dedim. Umarım bu cevaptan tatmin olur ve soru sormayı keser.
"Ben de seninle yürüyebilir miyim?" dedi. Böyle bir şey demesini beklemiyordum.
"Ben...Özür dilerim ama yalnız yürüsem daha iyi olacak." dedim. Normal şartlarda bu teklifi kabul etmemek aptalca olurdu. Ondan deli gibi hoşlanıyordum. Ama içinde bulunduğum durum pek de normal sayılmazdı ve verdiğim cevap -bu duruma göre- hiç de aptalca olmadı.
"Pekala. O zaman bunu şimdi versem iyi olacak." dedi ve elindeki küçük pembe paketi uzattı. Çok şirin bir paketti.
"Bu ne için?" dedim. Kabul ediyorum; çok saçma bir soruydu. Bugün insanlar bana neden hediye versin ki? Şıklara bakalım; a)Doğum günüm. b) Doğum günüm. c) Doğum günüm. Kafamdaki seçenekler beni gerçekten heyecanlandırıyordu(!)
"Doğum günün..." biraz duraksadı. "...kutlu olsun."dedi.
"Teşekkür ederim."dedim. O an çok masum göründüğüme yemin edebilirdim.
"Açmayacak mısın?" dedi. Açmayı düşünmüyordum. Tek düşündüğüm şey karşımdaki tatlı şeyi başımdan def edip acımla boğulmaktı.
"Sonra açarım. Sürprizi kaçmasın." dedim. Evet...Benden aptalca bir cümle daha geldi. Kendimi seviyorum(!)
"Aslında şimdi açsan da olurdu." diye diretti. Tabii ki daha etkili bir şeyler bulup onun buradan uzaklaşmasını sağlamalıydım.
"Şey...Benim şimdi gitmem gerekiyor."dedim. Bunu şak diye söylemiştim. Suratı biraz asılmış gibiydi. Belki de ben öyle olmasını umuyordum. Yani beni önemsiyorsa bu olmalıydı. Ama onda tık yoktu.
"Tamam. Her neyse. Ben...seni rahatsız ettiğim için özür dilerim."dedi.
"Hayır, hayır. Sen, beni rahatsız etmiyorsun. Yani... şimdi gerçekten gitmem gerekiyor.." Bunu çok hızlı söylemiştim çünkü yanlış anlamasını istemiyordum.
"Ama biraz önce; sadece kafa dağıtmak için dolaştığını söylemiştin." dedi. Kahretsin! Gerçekten öyle demiştim. Şimdi hemen bir şeyler uydurmalıyım, bu sohbet canımı sıkmaya başladı.
"Biliyorum. Ama şu anda yanına gitmem gereken çok önemli bir arkadaşım var. Şimdi hatırladım."
"Tamam. O zaman paketi sonra açarsın. Hoşcakal."dedi. Dakikalardır bunu demesini sağlamak için debelenip duruyordum. Ve sonunda istediğim cevabı almıştım.
"Tekrar teşekkürler. Sonra görüşürüz." dedim. Sonra görüşüp görüşmeyeceğimiz belli değildi.
"Görüşürüz."dedi. Sonra da uzaklaştı. Başka bir şey sormadığı için şanslıydım. Belki biraz daha dursak bir sorun olduğunu anlayacak ve cevabı -gerçek cevabı- almak için diretecekti. Böyle bir şey yapmasını beklemiyordum. Ama ya yapsaydı ve ben de olan biten her şeyi anlatsaydım. Ne diyecektim? " Babamın ölümü benim doğum günüme denk geldiği için doğum günlerim bizim evde cehennem gibi geçer. Her zaman ki gibi bugün de kötü geçti. Annem pasta yapmıştı ve ben de onun ağzından girip burnundan çıktım. Sonrada cevabımı aldım ve evi terk ettim. Sonra da seninle karşılaştım. Seni görmek normal zaman da harika olabilirdi ama şu an normal bir zamanda değilim. Sonra konuşmaya başladık. Sen sohbeti çok uzattığın için canım sıkıldı. Seni başımdan def etmeliydim çünkü acımı içimde yaşamak için keşler gibi köprü altında ateş yakıp tiner çekmeyi düşünüyordum." mu diyecektim. Düşündüklerimin hepsi çok boştu. Çünkü sonuçta onu başımdan atmıştım ve şimdi sadece yürümeliydim. Hızlı hızlı yürüyordum. Başkalarıyla karşılaşmak hiç de hoş olmazdı. Adımlarım bana oyun oynuyordu ve kendi kendine gidiyordu. Bense sadece adımlarıma itaat edip yürüyordum. Nereye gittiğini bilmesem de...
Sayfa başına dön Aşağa gitmek
Park Hyo-rin



Mesaj Sayısı : 75
Points : 2442
Reputation : 25
Kayıt tarihi : 06/07/10
Yaş : 20
Nerden : Boş ver şimdi nerede olduğumu! Nereye gideceğime bakalım.

MesajKonu: Geri: Koreli Yârim   Ptsi Eyl. 13 2010, 20:21

Kızlarrr! İşte ikinci bölüm. Hadi hayırlı olsun. Aklımda bazı tasarılar var. Ama oluşması için daha erken.
Sayfa başına dön Aşağa gitmek
ayşe



Mesaj Sayısı : 28
Points : 2305
Reputation : 0
Kayıt tarihi : 12/09/10
Yaş : 23
Nerden : türkey adana

MesajKonu: Geri: Koreli Yârim   Ptsi Eyl. 13 2010, 20:34

tşkler cnm benim çook güzel ve 3 bölümü beklüyoruz tatlı tmm tatlım ellerşine sağlık gülü NÜNÜ gülü
Sayfa başına dön Aşağa gitmek
Ophelia



Mesaj Sayısı : 798
Points : 3378
Reputation : 145
Kayıt tarihi : 23/04/10
Yaş : 27
Nerden : KUYUDAN =)

MesajKonu: Geri: Koreli Yârim   Salı Eyl. 14 2010, 02:05

Ellerine sağlık canım olayı bizimkilere ne şekilde bağlıcaksın çok merak ediyorm

_________________

You are the strength that keeps me walking.
You are the hope that keeps me trusting.
You are the light to my soul.
You are my purpose, you're everything...
Sayfa başına dön Aşağa gitmek
hyun joong^^flower



Mesaj Sayısı : 576
Points : 3101
Reputation : 30
Kayıt tarihi : 01/04/10
Yaş : 29
Nerden : İSTANBUL

MesajKonu: Geri: Koreli Yârim   Salı Eyl. 14 2010, 11:05

Konunun nereyeye gideceğini gerçekyen merak ettim bizimkilerle nasıl bir karşılaşma olacak tahminde bile bulunamıyorum heyy
Sayfa başına dön Aşağa gitmek
Park Hyo-rin



Mesaj Sayısı : 75
Points : 2442
Reputation : 25
Kayıt tarihi : 06/07/10
Yaş : 20
Nerden : Boş ver şimdi nerede olduğumu! Nereye gideceğime bakalım.

MesajKonu: Geri: Koreli Yârim   Salı Eyl. 14 2010, 18:40

İnanın ben de bilmiyorum. Bana kalsa böyle acı acı sokaklarda dolaştıracağım. Böylece hikaye uzayıp gidecek. Konuyu ss501'e getirmek için çok düşünmem gerek. Aslında aklıma bir şeyler geliyor. Belki de çok fırtınalı bir şeyler olacak
Sayfa başına dön Aşağa gitmek
Park Hyo-rin



Mesaj Sayısı : 75
Points : 2442
Reputation : 25
Kayıt tarihi : 06/07/10
Yaş : 20
Nerden : Boş ver şimdi nerede olduğumu! Nereye gideceğime bakalım.

MesajKonu: Geri: Koreli Yârim   Salı Eyl. 14 2010, 21:09

***
3. Bölüm
Sanki dünyada değilmişim gibi hissediyordum. İlerliyordum. Ama bu sadece ayaklarımın emriydi. Benim hiçbir şeyden haberim yoktu. Onlar giderse ben de gidiyor, onlar durursa ben de duruyordum. Biraz daha yürüdükten sonra kendime geldim. Dünyada olduğumun ve yaşadığımın farkına vardım. Yaşıyordum ve ağlıyordum. Karşımda mezarlar vardı. Bir sürü mezar taşları... Üzerlerinde yazan farklı farklı isimler... Ve evet! İşte, orada duruyordu. Tıpkı beni bekler gibi... Onu çok bekletmiş olmalıydım. Belki de bir an evvel yanına gitmeli ve bu sefil hayattan kurtulmalıydım. Mezarın yanına çöktüm. Hıçkıra hıçkıra ağladım. Şu anda annemi düşünmek istemiyordum. Sadece yanında durduğum mezarın içindeki insanı düşünecektim, babamı...Ölmeden önce ne kadar da mutluyduk. Geceleri birlikte yıldızlara bakardık. Ve sonra bana "Sen benim yıldızımsın." derdi. Bu lafını hiç unutmuyorum. O da benim kutup yıldızımdı. Onun yardımıyla yönümü bulmakta hiç zorluk çekmezdim. Ama şimdi o yok ve kendimi toparlayamıyorum. 18 senedir böyleyim. Normal bir insan olsa; acıyı çoktan atlatır ve 'ölenle ölünmez' lafını kendine benimserdi. Ama ben hiçbir zaman normal olmadım. Mezarın yanında öylece duruyordum. Hiçbir şey söyleyemiyordum. Ne diyebilirdim ki... Belki babam, anneme kötü davrandığım için bana kızmıştı. Hava kararmaya başlamıştı. Kalbim orada kalıp kutup yıldızını bulmamı söylüyordu. Ama beynim bir an önce buradan uzaklaşmazsam başıma kötü şeyler geleceğini tembihliyordu. Oradan uzaklaştım. Bir taksi çevirdim ve yola koyuldum. Hâlâ nereye gideceğimi bilmiyorum. Belki de bir otele gidebilirdim. Ama sadece birkaç gün kalabilirdim. Hem zaten otel odalarında sürünmeye hiç de niyetim yoktu. Bunları düşünürken taksi şoförünün sesiyle irkildim.
"Nereye gideceğimizi söylemediniz?"dedi. Normal şoförlerin yerine gayet kibardı ve sesi inceydi.
"Biraz gidelim. Sonra nereye gideceğimi söyleyeceğim." dedim. Ve düşünmeye başladım. Otele gitmek istemiyordum. Kime gidebilirdim o zaman? Beynimi yokladım. Türkiye'de yaşayan tek akrabamız küçük teyzem ve onun çekirdek ailesiydi. Onlara gidemezdim. Hemen anneme benim onlarda olduğumu söylerdi. Belki de küçük teyzemin kızı İlknur'a gitmeliydim. Ama o da şu anda kim bilir nerededir? Bana bu yaz tatili Türkiye'ye geleceğini söylemişti. Aklıma bir fikir geldi ve telefonumu çantamdan çıkardım. İlknur'u aramalıydım. Biraz çaldıktan sonra açtı.
"Efendim?". dedi, İlknur.
"Selam, neredesin?"dedim. Biraz damdan düşermiş gibi oldu ama çok heyecanlıydım.
"Evdeyim de... Ne oldu ki? Sesin hiç iyi gelmiyor."dedi.
"Boş ver. Sonra anlatırım. Hangi evdesin?"dedi. Konuşma gittikçe saçma olmaya başlamıştı.
"Hangi evde olacağım! Kendi evimdeyim, Türkiye'de..." dedi. Bu iyi bir haberdi.
"Tamam, pekala. Müsaitsen sana gelebilir miyim? Çok önemli." dedim. Bütün olayı telefonda anlatacak değildim.
"Tamam, gel. Sorduğun soruya bak. Ama çabuk gel. Vallahi meraktan çatlarım."dedi. Merakı, sesinden de belli oluyordu.
"Geliyorum. Ama ben gelene kadar annem veya Dicle ararsa sana hiç uğramadığımı ve nerede olduğumu bilmediğini söyle olur mu?" dedim. Annemin veya kardeşimin nerede olduğumu bilmesini istemiyordum.
"Tamam. Annenlere bir şey çaktırmam."dedi. Bu kızı seviyorum. Hem de çok... O benim en sevdiğim kuzenim. Ah, seni seviyorum İlknur.
"Harikasın. Hadi bye. Hemen geliyorum."dedim ve telefonu kapattım. İçimdeki hüzünden hâlâ kurtulamamıştım ama kuzenimin sesini duyunca biraz tebessüm etmeyi ihmal etmedim. Şoför boş yere gitmekten sıkılmış olacak ki kafasını çevirip tekrar soru sordu.
"Nereye gideceğinize karar verdiniz mi?"dedi. Surat ifadesine bakılırsa boşa direksiyon sallamaktan bir hayli sıkılmıştı.
"Karar verdim." dedim ve evin adresini söyledim. Yaklaşık yarım saat sonra apartmanın önüne geldik.
"Borcum ne kadar?"diye sordum.
"115 lira." dedi. Bu da ne böyle. Dünyayı dolaşmamıştık ki. Sadece birkaç dakika dolaşmıştı o kadar.
"Ah, şey...Bir yanlışlık olmasın. Yani bu biraz fazla değil mi? O kadar gittiğimizi hiç sanmıyorum."dedim. Sesimde hiçbir kabalık sezmesini istemediğim için gayet nazik olmaya çalıştım. Ama şaşkınlığımın bana verdiği yüz ifadesinin hiç de nazik olmadığına adım gibi emindim.
"Yanılıyorsunuz. O kadar çok yol gittik ki siz dalgın olduğunuzdan hiçbir şeyin farkında değildiniz. Yaklaşık 2,5 saattir boşa gidiyorduk."dedi. Şu anda kalıp adamla ücreti tartışacak havamda değildim.
"Pekala, buyurun."dedim ve parayı adamın eline verdim. Aslında suratına çarpmak isterdim. O kadar uzun süre yol gitmiş olamazdık. Ama taksimetre uzun yol gittiğimiz söylüyordu. Her neyse...Bununla uğraşacak gücüm ve zamanım yok. Taksiden indim ve apartman kapısından içeri girdim. İlknur benim geleceğimi bildiği için kapıyı önceden açmış olmalıydı. Merdivenleri yavaş yavaş çıktım. Topuklu ayakkabımın sesi beynimde büyük bir savaş varmışcasına inliyordu. Sonunda 6. kata geldim ve 12. dairenin zilini çaldım. Birkaç saniye sonra kuzenim beni o tatlı gülümsemesiyle karşıladı. Ama benim üzerimdeki yorgunluğu -ve dolayısıyla surat ifademdeki ezikliği- görünce yüzünde gülücükten eser kalmadı.
"Neyin var?"dedi. Bunu kapının önünde anlatmak tabii ki de doğru olmazdı.
"İçeri girdikten sonra anlatsam...?"dedim. Çok yorgundum ve bir kanepeye sızıp kalmak hiç fena olmazdı.
"Ah, afedersin. İçeri girsene."dedi. İçeri girdim ve evde birkaç değişiklik gördüm. Ailesinin ve sevdiklerinin fotoğraflarını koyduğu yere yeni fotoğraflar koymuştu. Ben bunları tanımıyordum. Merakım yorgunluğumu yendi ve sordum.
"Bu fotoğraftakiler kim?"dedim, parmağımı vitrine uzatarak.
"Onlar, Kore'deki arkadaşlarım. Yu Jin ve Min Seo. Gerçekten çok iyi kızlar. Bir gün seninle tanıştırmak isterim. Birlikte harika dörtlü olabiliriz."dedi. Ama ben bu fotoğraflara baktığımda aynı kızın farklı bir versiyonunu görür gibi oluyordum.
"Bunlar ikiz mi?"dedim. Bu sözüme karşılık güldü.
"Hayır, canım. Bunu da nereden çıkardın?! Kardeş bile değiller." dedi.
"Ne bileyim?! Birbirlerine çok benziyorlar."dedi. Şaşkınlık içindeydim. Uzak Doğuluların birbirlerine benzediklerini zaten düşünüyordum. Ama bu kızlar gerçekten de çok benziyorlardı.
"Aslında hiç de birbirlerine benzemiyorlar. Zamanla tanıdıkça alışıyorsun ve arada hiçbir benzerlik olmadığını anlıyorsun."dedi. Sonra unuttuğu bir şeyi hatırlarmış gibi yaptı ve konuyu değiştirdi.
"Sahi...Sen bana neden böyle üzgün olduğunu anlatacaktın?"dedi. Konuya nasıl başlayacağımı bilmiyordum. Belki de anneme karşı yaptığım saygısızca davranışımdan dolayı beni ayıplardı. Belki de beni hemen eve postalamanın yollarını arardı.
Sayfa başına dön Aşağa gitmek
Park Hyo-rin



Mesaj Sayısı : 75
Points : 2442
Reputation : 25
Kayıt tarihi : 06/07/10
Yaş : 20
Nerden : Boş ver şimdi nerede olduğumu! Nereye gideceğime bakalım.

MesajKonu: Geri: Koreli Yârim   Salı Eyl. 14 2010, 21:10

İşte bu da 3. bölüm. Sanırım yavaş yavaş konuya hakim olmaya başlıyorum :D
Sayfa başına dön Aşağa gitmek
ayşe



Mesaj Sayısı : 28
Points : 2305
Reputation : 0
Kayıt tarihi : 12/09/10
Yaş : 23
Nerden : türkey adana

MesajKonu: Geri: Koreli Yârim   Salı Eyl. 14 2010, 21:24

hani hani nerde şağın gülü AYŞE gülü
Sayfa başına dön Aşağa gitmek
hyun joong^^flower



Mesaj Sayısı : 576
Points : 3101
Reputation : 30
Kayıt tarihi : 01/04/10
Yaş : 29
Nerden : İSTANBUL

MesajKonu: Geri: Koreli Yârim   Çarş. Eyl. 15 2010, 11:23

Hımm kore kısmına girdik gayet iyi ilerliyorsun yavaş ama emin adımlarla
Ayşe birinci sayfanın en altına bak üçüncü bölüm oarada
Sayfa başına dön Aşağa gitmek
ayşe



Mesaj Sayısı : 28
Points : 2305
Reputation : 0
Kayıt tarihi : 12/09/10
Yaş : 23
Nerden : türkey adana

MesajKonu: Geri: Koreli Yârim   Çarş. Eyl. 15 2010, 12:04

4 bölüm ne zaman yüklenir acaba gülü AYŞE gülü
Sayfa başına dön Aşağa gitmek
Ruk!Ye _ JOON



Mesaj Sayısı : 65
Points : 2382
Reputation : 10
Kayıt tarihi : 11/08/10
Yaş : 23

MesajKonu: Geri: Koreli Yârim   Çarş. Eyl. 15 2010, 16:33

Bu bölümde güzeldi tatlım...
Devamını merakla bekliyorum
Sayfa başına dön Aşağa gitmek
Park Hyo-rin



Mesaj Sayısı : 75
Points : 2442
Reputation : 25
Kayıt tarihi : 06/07/10
Yaş : 20
Nerden : Boş ver şimdi nerede olduğumu! Nereye gideceğime bakalım.

MesajKonu: Geri: Koreli Yârim   Çarş. Eyl. 15 2010, 21:54

Teşekkür ederim. 4. bölümün ne zaman yükleneceğini ben de bilmiyorum ama 1-2 güne kadar yazarım.
Sayfa başına dön Aşağa gitmek
Park Hyo-rin



Mesaj Sayısı : 75
Points : 2442
Reputation : 25
Kayıt tarihi : 06/07/10
Yaş : 20
Nerden : Boş ver şimdi nerede olduğumu! Nereye gideceğime bakalım.

MesajKonu: Geri: Koreli Yârim   Perş. Eyl. 16 2010, 22:27

***
4. Bölüm
Anlatacaklarım karşısında nasıl davranacağını bilmiyordum.Aslında 1 yıldır görüşmediğimiz için davranışlarında nasıl bir değişiklik olduğunu da bilmiyordum. Karşılıklı bir kanepeye oturduk. Derin bir nefes aldım ve konuşmaya başladım. Hem de eksiksiz ve fazlasız olarak anlattım. Ben konuşurken o da farklı yorumlar yapıyor "Keşke biraz daha sakin olabilseydin"gibi şeyler söylüyordu. Anlatacaklarım bittiğinde yüzünü şaşkınlıkla karışık endişe kapladı.
"Durum gerçekten kötü." dedi.
"Biliyorum. Eğer istemezsen kalacak başka bir yer bulurum. Yani böyle bir sorumluluğu üstüne almak zorunda değilsin."dedim. Belki de beni gerçekten sorgusuz sualsiz eve postalamasından korkuyordum. Kimseye - kendi problemlerimden dolayı- rahatsızlık vermek istemezdim.
"Delirdin mi sen?! O nasıl söz öyle."Durum gerçekten kötü" derken bunu kastedmemiştim. Sadece "kötü bir durum fakat üstesinden geliriz" manasında demiştim."dedi. Onun hakkında böyle düşündüğüme inanamıyorum!
"Teşekkür ederim İlknur. Türkiye'de sizden başka akrabamız yok. Ve bu durumda annenlere gidemezdim. İyi ki yanımdasın, iyi ki buradasın. Çok sağ ol." dedim. Söylediklerimde çok samimiydim. O benim dostum! İçimden bunları düşünürken ağlamamak için kendimi zor tutuyorum. Bugünlerde o kadar çok ağlayasım geliyor ki kendimi her an güçsüz hissediyorum.
"Önemli değil. Sakın dert etme. Şimdi odama gidip sana bir yatak açalım. Ve unutma ; bana bütün derdini çekinmeden anlatabilirsin.
"Tamam, pekala."dedim bir tebessümle birlikte.Sonra odasına gittik. Tipik bir genç kız odasıydı. Duvarlar koyu maviydi. ama çok hoş görünüyordu. Ortada duran yatak ise mavinin ve yeşilin tonlarının oluşturduğu yatay -ama kalın- dalgalardan oluşuyordu. Oda hemen hemen aynıydı. Ama bir şey dikkatimi çekti. Duvarda bir sürü poster vardı.
"Bunlar da ne böyle?" dedim, duvarı göstererek. Duvara asılmış her posterde beş kişi vardı. Göründüğü üzere kesin G.Koreli bir müzik grubu falandı.
"Tatatatammm...İşte! Double s Five Oh One. Mükemmeller öyle değil mi?" dedi. Bunları söylerken harika bir projeyi sunarmış gibi kollarını havaya kaldırmıştı. Ve şiddetli biçimde gülümsüyordu. Ben de onun bu neşeli ama komik halini gördüğümde -onun kadar olmasa da- gülümsedim.
"Ya evet mükemmeller(!) İlginç. Ne zamandan beri böylelerine ilgi duyar oldun?"dedim. Doğruyu söylemek gerekirse şimdiye dek hiç olmadığım kadar şaşkındım.
"Heyyyy!!! Nesi varmış bunların?! Gayet yakışıklı ve harika görünümlü beş kişiler işte...Sen tanımadığın için böyle söylüyorsun. Bak şimdi...Bu Park Jung Min - grubun sexy karizması- bazen ona 'at' diyorlar, bu Kim Hyung Joon- ona baby diyorlar, bu Kim Hyun Joong - grubun lideridir, bu Heo Young Saeng - tamamen bir prince, ve son olarak bu da Kim Kyu Jong - yani merkez, aslında Kyucan daha hoş geliyor kulağa. Her neyse...işte böyle. Ne düşünüyorsun?"dedi. Bana çok beklentili bir şekilde bakıyordu. Ne diyebilirdim ki...Galiba onları gerçekten seviyordu. Onu kırmayacak bir şeyler demeliydim.
"Şey...Aslında şöyle bir alıcı gözle baktım da...Hiç de fena değiller. Şu en baştakinin gülümsemesi güzelmiş." dedim zorlanarak.
"Fena değiller mi?! Sen de körlük başlıyor galiba. Bunlar hayatımda gördüğüm en iyi beşli. İnsan daha ne ister ki...Ayrıca o en baştaki dediğinin adı Park Jung Min!" dedi. Sinirlenmişe benziyordu. Sanırım onu hayal kırıklığına uğrattım.
"Ah, gerçekten mi (!) Tanıştığıma memnun oldum Jung Min."dedim gülümseyerek. Ve elimi postere uzattım. "İlknur, bak gördün mü sevgili Jung Min bana tokalaşma nezaketini bile göstermiyor. Bunlarda iş yok dostum. Bence sen Kıvanç Tatlıtuğ'a devam et."dedim ve dalga geçtim. Çok şirin olduğuma yemin edebilirim.
"Hahaha! Görmeyeli espri kabiliyetinde de gelişmeler olmuş(!) Kötü gelişmeler...Her neyse...Bak sana ne göstereceğim?" dedi ve yatağın öbür tarafındaki - sağ üst köşenin yanında duran- çekmecenin üstündeki çerçeveyi getirdi. "İşte...Onların konserinden sonra birlikte fotoğraf çekinmiştik. Bu fotoğraf için bir kızla kavga etmek zorunda kaldım. Geri zekalı şey! Sırf arka tarafta kafası görünüyor diye fotoğrafımı alıyordu. Ama onu doğduğuna pişman ettim."dedi. O anı kafamda canlandırdığımda çok komik şeyler geldi aklıma. Ve birlikte kahkaha attık.
"Tamam. Ben cevabımı aldım. Bundan sonra senin huyuna gideceğim(!)"dedim, korkmuş gibi yaparak.
"Her neyse...Artık uyusak iyi olacak. Hadi yatağına gömül!"dedi.
"iyi geceler."dedim. Sonra o da bana "İyi geceler"dedi. Tam uykuya dalıyordum ki İlknur'un sesi güm diye başıma indi.
"Uyudun mu?"dedi.
"Sayende uyandım. Ne vardı?"dedim. Tatlı bir sinirlilik vardı üstümde.
"Şey diyecektim...Sen de bir gün benimle gelir misin?"dedi.
"Nereye?"dedim.
"Nereye olacak canım? Güney Kore'ye tabi. Lütfen, lütfen, lütfen. Hadi... Hiç oraya gelmedin. Zaten çok fazla bir araya gelemiyoruz da...Gelir, orada birkaç ay kalırsın. Hem annenle buzlar eriyene kadar...Nolurrr?"dedi. Neler saçmalıyordu bu kız. Ne işim var benim Kore'de. Durup onunla çene çalacak halde değildim. Bir an önce uyumak ve yorgunluğumu atmak istiyordum. Ama yine de açıklama yapmak zorundaydım.
"Yapma, lütfen. Ne işim var benim Kore'de. Hem zaten senin okulun var. Son seneni harcamak istemezsin her halde."dedim. Ama sanırım bu laflar onu ikna etmeye yetmemişti.
"Hayır, sen beni merak etme. Okulu aksatmam. Belki sen de kaydını oradaki okula yaptırırsın. Harika olur. İki kuzen gideriz üniversiteye."dedi. Allah'ım! Ben bu kadar hayalperestini görmedim.
"Ya tabii. Harika olurdu(!) iki kuzen giderdik okula(!) İki kuzen...Avanak kuzenler. Hatta beslenme çantamızı da alırdık(!) İçine de suşi koyardık.(!)"dedim. Çok komik olduğumu düşünerek sırıtmaya başladım.
"Ha ha ha! Çok komikti. Bir ara haber ver de; sana 'en iyi komedyen' ödülü verelim."dedi. Tamam onu çok sinirlendirmiştim. Ama o da çok saçma hayaller kuruyordu. Aslında eskiden ben de öyleydim. Yani çocukken... Büyüdükçe hayatın zorlukları hayallerimi çalmıştı.
"Tamam, neyse ne! Boş verelim şimdi bunları. Benim uyumaya ihtiyacım var. Gözlerimi açacak takatim kalmadı."dedim. Ve Gözlerimi kapatıp yatağıma yumuldum.
=Birden bir ağaçların ve kuşların olduğu harika bir yerde olduğumu fark ettim. Her şey mükemmeldi. Ben koşuyordum. Aheste aheste koşuyordum. Saçlarımın kahverengi güneşle birlikte adeta havada sallanıyordu. Işık, tenimi inanılma derecede aydınlatıyordu. Sonra birden ağaçlar karardı ve yaprakları üzerime dökülmeye başladı. Yaprakların altında boğuluyor gibiydim. Sonra bir adam geldi. Genç bir adam. Nereden baksan 20'li yaşlardaydı. Elini yaprakların ardına uzattı ve beni oradan çıkardı Boğulmaktan son anda kurtulmuştum. Sonra göz göze geldik. Dudaklarımız arasındaki mesafe yavaşça azalıyordu. Sonra birden karşımdaki yakışıklı adam bir ata dönüştü. Ve ben de öpmekten son anda kurtulduğum atın üzerine binip uçurumdan atladım. İkimiz de öleceğimizi bile bile uçurumdan aşağıya doğru süzülüyorduk.=
Sonra birden saatin o iğrenç sesiyle uyandım. Gözlerimi çok hızlı açmıştım. Yorgunluğum hala gitmediğinden gözlerim çok acıyordu. Biraz önce beynimde dolanan şeyi hatırlamaya çalıştım. Ne berbat bir şeydi böyle. Önce iyiye gidiyor sonra yakışıklı bir adamla karşılaşıyordum. Ve malesef bu yakışıklı adam birden ata dönüşüyordu ve yolun sonu; ölüm. Süper(!) Güne harika başlamanın sevinciyle yataktan kalktım. Kalkar kalkmaz karşımdaki posteri fark ettim. Şu en baştaki kişi ne kadar da rüyamda gördüğüm adama benziyordu. Her neyse... Bir an önce banyoya gidip yüzümü yıkamaya ihtiyacım vardı. Banyoya doğru yürürken mutfağın kapısından İlknur'u gördüm. O çoktan uyanmıştı ve koca bir kase kahvaltılık gevreği mideye indirmekle meşguldü. Oldum olası kahvaltılık gevreklerden hiç haz etmemişimdir. Banyoya gidip yüzümü yıkadım. Sonra bir ses duydum. Telefonun çantamın içinde can çekişiyordu. Salona doğru koştum. O sırada İlknur da salona gelmişti. Çantamın içindeki telefonu elime aldım. Kardeşim Dicle arıyordu. Açamazdım. Nasıl açabilirdim ki. Ne diyebilirdim?! Ama onu meraklandırmak istemediğim için telefonu açtım.
"Efendim?"dedim.
"Abla?"dedi. Sesi çok meraklı ve üzgün geliyordu.
"Evet, bebeğim?" dedim. Şu 'bebeğim' lafını pek sık söylemezdim. Sadece onu özlediğimde söylerdim.
"Seni çok merak ettik. Dün gece annem ölüp ölüp dirildi. Üzgün olduğunu biliyorum. O da çok üzgün. Lütfen, artık şuna hemen son verin! Hem sen nerelerdesin? Dün gece 5 kere aradım seni. Niye açmadın?"dedi. Annem benim için üzülmüş demek ki. Bunu duymak iyi oldu. Yani annem beni hala seviyor. Bu iyiye işaret.
"5 kere mi? Fark etmemişim. Beni merak etme, güvenli bir yerdeyim. Nerede olduğumu söylemeyeceğim. Tahmin yürütme çünkü bulabileceğini sanmıyorum. Teyzemlerde falan da değilim. Ayrıca bu fazla sürmeyecek. Yani birkaç gün sonra döneceğim. Ama bunu sakın anneme söyleme."dedim.
"Tamam, söylemem."dedi. Ona güveniyordum. Şimdiye kadar yediğimiz nanelerden bir tek birbirimizin haberi vardı.
"Seni seviyorum. Ve sakın üzülme. Uzun sürmeyecek. Hadi, öptüm."dedim ve telefonu kapattım. Telefonu çantama koyarken bir şey dikkatimi çekti. Çantamın içinde daha önce bakmayı unuttuğum bir şey vardı.

Sayfa başına dön Aşağa gitmek
Park Hyo-rin



Mesaj Sayısı : 75
Points : 2442
Reputation : 25
Kayıt tarihi : 06/07/10
Yaş : 20
Nerden : Boş ver şimdi nerede olduğumu! Nereye gideceğime bakalım.

MesajKonu: Geri: Koreli Yârim   Perş. Eyl. 16 2010, 22:31

4. Bölüm de bu. Git gide konuyu ele aldığımı düşünerek sevinmeye başlıyorum. Ve hikayenin devam ki bölümleri bence güzel olacak. İlk bölümlerde hemen ss501'i koymak istemedim. Daha çok roman okuyormuş gibi olmasını istedim. Daha doğrusu ben fark etmeden roman gibi olmuş. Hikaye gibi değil de daha ayrıntılı oldu sankimm.
Sayfa başına dön Aşağa gitmek
Ophelia



Mesaj Sayısı : 798
Points : 3378
Reputation : 145
Kayıt tarihi : 23/04/10
Yaş : 27
Nerden : KUYUDAN =)

MesajKonu: Geri: Koreli Yârim   Perş. Eyl. 16 2010, 22:58

Çok güzel olmuş canım artık yavaş yavaş SS501'e doğru gidiyoruz

_________________

You are the strength that keeps me walking.
You are the hope that keeps me trusting.
You are the light to my soul.
You are my purpose, you're everything...
Sayfa başına dön Aşağa gitmek
selinn



Mesaj Sayısı : 290
Points : 2637
Reputation : 25
Kayıt tarihi : 31/08/10
Yaş : 24
Nerden : RÜYALARDAN...

MesajKonu: Geri: Koreli Yârim   Perş. Eyl. 16 2010, 23:00

Bn gerçektende gitmek istiyorummm :D:D

_________________


BiRiNe VeRDiĞiN DeĞeR uĞRuNa FeDa eDeBiLeCeKLeRiNLe öLÇüLüYoRSa eTRaFıNa BaK GöRDüĞüN HeRŞeYi FeDa eDeBiLiRiM aMa SaKıN aYNaYa BaKMa...
Sayfa başına dön Aşağa gitmek
Sponsored content




MesajKonu: Geri: Koreli Yârim   Bugün 13:39

Sayfa başına dön Aşağa gitmek
 
Koreli Yârim
Önceki başlık Sonraki başlık Sayfa başına dön 
1 sayfadaki 3 sayfasıSayfaya git : 1, 2, 3  Sonraki

Bu forumun müsaadesi var:Bu forumdaki mesajlara cevap veremezsiniz
SS501 Triple S Turkey :: SOHBET VE EĞLENCE :: SS501 İLE İLGİLİ SENARYOLAR-
Buraya geçin: